2005-12-28

İlgililere!!!

bugün sabah işe gittim biraz zaman zaman sonra hakan abi dediki:"ne bu bloğun durumu,3. kesik filan?yoksa psikopata mı bağladın?"
yok be hakan abi!çok şükür iyiyiz.sadece aklıma estikçe yazıyorum.ama nedense hep kötü anıma denk geliyor.neyse bari mutlu bi anımı yakalyıpda yazayım dedim aklıma birden yemek geldi .ektede göreceğin üzere 5 kaşarlı tost yapıyorum şu an.evet çokkk mutluyum...
bir çift lafda bacım,güzel insan Semra'ya :
- hayat devam ediyor..düzeleceksin!ne olur bırakma.ne olur mücadele et be canım.çünkü ben ediyorum!

2005-12-27

3. kesik

bugün 3. kesiğimi aldım ruhumdan,kalbimden.insan alışıyor.keşke hiç bıcağı almasak elimize ama olmuyor...insan yinede alıyor bıcağı eline ve götürüyor kalbine&ruhuna!

diyorum ya alıştım buna!sanki bağımlılık gibi bir şey.bilmiyorum bıcak bu sefer ne kadar derine girdi bıçak ama yara bandım hazır bu sefer..

2005-12-15

Amiga 500

ilkokuldaydım.bilgisayarın adını duyuyordum ama nasıl bişey olduğunu bilmiyordum.bir gün alt komşumuza indiğimde evren abi'nin yanına vardığımda televizyona bağlı bişey gördüm.merak ettim ama ne olduğunu soramadım.derken kaset koydu bir kutuya sonra geçti bol tuşlu cihazın başına...evet o bir commodore 64 idi!derken bayağı bir beklemeden sonra oyun yüklendi.sanırım "emerald mine" idi.başladı oynamaya..

işte ilk tanışmam böyle oldu bilgisayarla.derken geldi çattı anadolu lisesi sınavları.o ana kadar yoktu öyle bir teklif sunmak aileme(malum küçüklük).ama nasıl olduysa nerden girdiyse aklıma dedim ki:"anadolu lisesini kazanırsam bilgisayar isterim!"..ben sözümü onlarda sözlerini tuttular.

bayağı zahmetli oldu almak.kolay değil!dünyanın parası.derken sağdan soldan gelen tavsiyeler üzerine 2. el almaya karar verdiler.birgün babam elinde büyükçe bir kutuyla geldi.evet sonunda olmuştu.benimde bilgisayarım olmuştu.elindeki "Amiga 500" idi.2.el olmasına rağmen 1250 Alman Markıydı;hatırı sayılır bir paraydı o yıllarda!monitor alamamışlardı;sadece bilgisayar.o da büyükçe bir klavye gibiydi.yanında 3,5luk disket okuyucusu vardı.boot edilirken garç-gurç die sesler çıkardı.şu an hatırlamıyorum ilk kim kurdu,filan..aaa dur,sanırsam babamın arkadaşı turgut amcaydı.yanında "Silkworm" getirmişti(hala emulator kurar bazen oynarım;ilk göz ağrısı unutulmuyor).o günü hiç unutmuyorum.

sonraki günler ve yıllar hep oynadım.biriktirdiğim paraları hep bilgisayarcılarda oyun çektirmekle harcadım.en sonunda bıktım ve bir gün kutunun içinde çıkan "Amiga Basic" kitabını açtım.İngilizce idi ama biraz anlıyordum.Biraz deneme yanılmadan sonra buldum Basic'i.açtım,yazdım kitaptaki örneklerden birini.basit bir toplama işlemiydi,günlerce uğraştım derlemek için.ama en sonunda oldu.ekranda ,klavyeden girilen değerleri görüp "TOPLAM=" yazısının karşında o rakamların toplamını gördüğümde hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum.sonrası malum lise,üniversite,vs..

evet sanırsam "Amiga 500" hayatımda önemli bir yere sahip.bu günün temelleri o makinanın tuşlarında..

O makine depoda duruyor hala,bazen arada bir açıp geçmişi yadediyorum.

2005-11-30

bir an..

hayatta öyle bir an geliyorki bütün umutların bittiği anda insan yeniden doğuyor..bir söz,yeni tanışalan biri,bir olay,vs. insana yeni bir umut.
ankara'da 19 gün geçti hep bekledim o "bir an" ne zaman olacak diye.meğer olmuşta ben farkına varmamışım.insan bazen hayatın koşuşturmacasında ne yaptığının,kiminle dans ettiğini farkında değil.bu gece bakınca şu 19 günün özetine;pek verimli geçmediğini düşündüm.ama düşününce yeni tanıştığım insanları; aklıma takıldı 2 kişi.

bir iyi,bir kötü gibi geliyor aslında ama toplamda 2 sayılır.niye?çünkü bazen kötü olan şeylerde yararımızadır bu hayatta!tıpkı "kötüler olmasa,iyilerin değeri bilinmezdi" gibi..

gelelim kötüye/iyiye..Kötü çünkü ne kadar çok değer verirsen bazen karşındakinden o kadar az değer(saygı) görüyorsun.İyi çünkü bazen en beklemediğin biri beklenenden daha fazla etkiliyor seni.Kötü çünkü fazla naz aşık usandırır.İyi çünkü senden büyükleri dinlemek bazen en iyi nasihattir.Kötü kafası karışık olan birine asla bulaşma.İyi artık ne istediğimi biliyorum.Kötü kalp mantığı yeniyor.İyi kariyer+yalnızlığı gördüm.Kötü aslında o kadarda kötü değil.İyi keşke benden büyük kardeşim olsaydı,hatta ablam olsaydı.

tabi birde iş hadisesi var ki; sanırsam esas olay şimdi başlıyor galiba..

2005-11-23

hAyAt

Pantolonum biraz sıkıyorsa aç kalmıyorum demektir.
Gölgem beni izliyorsa güneş ışığı görüyorum demektir.
Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa bir evim var demektir.
Annem azarlıyor, babam kızıyorsa bir ailem var demektir.
O gün oltama hiç balık gelmediyse hiç balık öldürmedim demektir.

2005-11-03

Seni Beklediğim Kadar...

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..
Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..
"Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu..
Dahası..
Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..
Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan: "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..
O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı..
Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi..
Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı.
Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..
Kız "Keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe..
Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..
Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..
"Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..
Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece..
Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı..
"Yaaa!.."
Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun.."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hâlâ düşünüyor..
O uzun, çok uzun bekleyiş aşkını öldürmüş müydü, acaba?.
Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini yaşatmak için mi, yaşayanı silmişti yani?.. Yokluğunda bulmak bu mu demek oluyordu?..
Ya da.. Ya da..
Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba?
Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor..
Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı..
..bendim!..


Hıncal ULUÇ/2005.05.25

Sabah

2005-10-29

yazıklar olsun

az önce yolda yürürken dikkatimi çekti:
kimseler asmamış bayrağımızı.sadece dükkanlarda temsilen bayraklar(sanırım ceza felan gelir diye düşünüyorlar).ya insanlar böyle bir günde nasıl bu kadar duyarsız hale geliyorlar ki?
o bayrak için değil miydi akan kanlar,yitip giden hayatlar.
o bayrak için değilmiydi eşini,çoluğunu çocuğunu bırakıp giden dedelerimiz.
o bayrak için değil miydi......
şimdi o savaşta ölüp şehit olanlar çıksa mezarlarından yüzümüze tükürürler.ama ne yazık ki bizde ar/namus/değer yargısı gibi kavramlar kalmadığı için "yağmur yağıyor" der geçeriz.

ha bi de bugünü bayram olarak kabul etmeyen "bazı" kesimler var.bre rezil adamlar bu vatan için ölüme "allah,allah" diye koşan insanlar hristiyanlar mıydı?hepside yüreklerinde allah,vatan sevgisiyle ölüme koştular..
senin gibi onlar mercedesin'e binip Hiltonlarda iftar yapmadılar.onlar yokluğun içinde bir ülke çıkardılar.hem de gerçek "iman gücüyle"!işine gelince nasılda müslüman kesiliyorsunuz.şöyle geçmişe bak peygamberimiz(s.a.v),sahabeleri nasıl mütevazi yaşamışlar.hiç inandırıcı gelmiyorsunuz bana.bizden korkmuyorsunuz bari yetim malı yemekten korkun be.....

Allah bize bir daha o günleri göstermesin.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

2005-10-18

uykum kaçtı

ya niye uykum kaçtı ki,sahurda sonra yatması güzel oluyordu ama?hımmm anladım neyse bana kalsın..

zaten oldum olası pek uyuyan biri değilimdir.hiç şöyle 12-13 saat uyuyamamışımdır.bazen nasıl imreniyorum.kayseride yurtta ilk günüm.odada bir kaç yeni arkadaşla oturuyoruz.birden bir arkadaş geldi akşam üstüne doğru.sadece "ben uyuyacağım!karışmayın" dedi ve yattı yaklaşık tam 23 saat sonra kalktı.ya anlıyamıyorum ya!bir insan o kadar nasıl yatabiliyor?

hatırlarım kayseride tek başıma kalırken sabah 6'da kalkardım.gece de 2'ye doğru yatardım.tek başına olunca vakit geçmek bilmezdi o uzun kış geceleri.ayılıp üstümü giyip dışarı çıkması 6:30'u bulurdu.o saatte kayseri'nin kışında dışarısını burda tarif edemem,ancak yaşanır.kimse olmazdı otobüs sırasında.arada-bir benim gibi "arıza" tip olurdu ama genellikle ben olurdum ilk sırada!sırf oturmak için insan nelere katlanıyor..ama ödülü de büyük oluyordu.otobüsün en arka sağ koltuğu.otobüs gelir gelmez sanki içi sıcakmış gibi dalıyordum soğuktan kaçmak için.ama acı gerçeği titreyerek hissediyordum.sanki otobüsün içi dışardan daha soğuk olurdu.ufak radyomu kulağıma geçirir cama hafiften yaslanıp otobüsün hareket etmesini beklerdim.birazdan otobüsün içi dolar,şoförümüzde kaloriferi çalıştırır ve ortam yavaştan mayışma kıvamına gelirdi.otobüsün hareketi ile ben uyku moduna geçerdim.sanki kurulmuş gibi fakültenin önüne geldiğimde uyanırdım.dile kolay tam 45 dk. deliksiz bir uyku daha.o uykunun tadını yatağımda bile bulamazdım.

otobüs çok kalabalık olurdu.ama şehir merkezinde birden bire boşalır.üniversite/hasteneye gidenler kalırdı.işte o arada bir gözleri açar etrafa bakardım.nedense ben ne zaman otobüse binsem pek hatun olmazdı.sanırım bu da benim kör talihim.hiç otobüs arkadaşım olmadı.hep tek gittim-geldim.ne günlerdi onlar?hala inanamıyorum üniversiteyi bitirdiğime...

Not 1:kardeşim şu gordon milne denilen şerefsizi istemiyorum bu ülkeye.eğer getirirse beşiktaşa yazıklar olsun.adam bunca sene kaldı Türkiyede bir kelime Türkçe bile konuşmadı karaktersiz adam.
Not 2:Daisy yeniden görüştüğümüze çok sevindim.Umarım sende...

2005-10-05

Ramazan

başladı mı çabuk biter ramazan.niye?çünkü derler ki "sayılı gün, çabuk biter".bu da zaten klişe laflarımızdandır ama harbi bir sözdür.gerçektende başladıktan sonra bitmesi çok hızlı oluyor.

ama başladığı gibi hızla bitmeyen bir şey biliyorum(en azından benim için)."OKUL" benim için bir işkenceydi.sevmezdim ders çalışmasını.hep aklım başka yerlerde olurdu ders çalışırken.annem gelir "hadi oğlum biraz daha çalış,az çalıştın" dediği zaman sanki ayağım derisini soyup tuza batırmışlar gibi içim yanardı.sanki çektiğim işkence azmış gibi annemin söyledikleri tuz&biber olurdu bana.işte eğitim camiasından annen olursa sonuçlarına katlanmak gerekiyor bazen.neyse ki babam o kadar sıkmazdı.tabi onunda belli limitleri vardı ve ben bir çok kere o limitleri aşmışımdır...ama gerçekten bu günlere gelmişsem emeğin büyük bir kısmmı ailemde.okumam için çok baskı yaptılar.tekrar yaşasam o günleri tahminimce gene aynı yılmaz olurdum ama!sanırsam hala akıllanmadım o kadar olaydan sonra

üniversiteye hiç değinmeyeceğim.nasıl bittiğini bende bilmiyorum.sadece bildiğim orda biraz daha gayret ettiğimdir.ama nedense ilk seferlerde hiç olmadı.ama paçayı iyi sıyırdım.tabi bendede kalıcı izler bırakmadı değil.
hayallerim bir çoğunu üniversited 2de bırakmak zorunda kaldım.çünkü ilk sene "acaba ilk sene böyle mi oluyor?" diyerekten gerçeği kavramaktan kaçındım.2. sınıfla beraber "Gerçek dünyaya hoşgeldin!" oldum diyebilirim.aslında manyaklıkta bende.temeli not&fotokopi olan kurumdan ne beklersin ki?

tabi bir de kayseri de tanıdık birileri olmayınca bunun üstüne tuz-biber.

offf neyse annem gene parazit yaptı yazıya."Avrupa Yakası" başlamış onu belirtiyor.

ben gene kaçar...........

2005-10-02

beklemek

amma bekledim ha.sonuç:gene bişey yok

artık vazgeçtim akıllıca beklemekten.sadece zaman geçsin yerter!
zaten şuursuzca beklemekte zaman geçirmek değil miki?bak adam ne yazmış beklemek için :

Ne hasta beklerdi sabahı,
Ne taze oluyu mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar!..
****
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar!..

"Gelme artık neye yarar!.." demiş şair...gerçekten ya olacaksa zamanında olsun yada olmasın!en güzeli bu. gelirsede zamansız yapılacak tek şey var:kemal sunal'ın bir filmi vardı.kazara dosyalar karışıyor,kemal sunal sağlamkken 3 ay ömrü filan kaldığını söylüyorlar.derken buna piyangodan büyük ikramiye çıkıyor.buda bütün parası ve bankadan kredi çekerek taksim meydanın göbeğine "umumi tuvalet" yaptırıyor.gazecileri açılışa çağırıyor.gazetecinin biri soruyor "efendim niye bu kadar parayı bu işte kullandınız?".bizimki de cevap veriyor:"zamansız gelen paranın içine ederim..." diyor
sanırsam artık bendede o vakitlere yaklaşıyorum. uykum geldi yatıyorum